Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Gundam 00 Fuck YES!!!

Takıntılı olmayı seviyorum! Her geçen gün kendini aşan teknolojiyi daha çok seviyorum. En çok da her geçen gün kendini aşan teknoloji ile takıntılarını tatmin etmeyi başarabilen kendimi seviyorum! Yaşasın kendini sevmek! Yaşasın Ceru gibi RMVB olmamak. Ağaç 1080p olabildikçe eğridir, yoksa anlaşılmaz eğri olup olmadığı! HD Kamera ile çekersin ağacı, işlersin çiğ resmi, yalamalıklaştırdıktan sonra koyarsın masaüstü arkaplanına. Yetmeyip bastırırsın, poster yapar odana asarsın. Ağaç bulamazsan Gundam koyarsın duvara, hiç sırıtmaz vallahi. Hele her devasa posterden açılışı kestin mi duvarına daha çok poster koyarken hiçbir kısımdan da fedakarlık etmemiş olursun. Arkadaşlarına küçük odaları için küçültülmüş posterlerini hediye ederken onlara “daha büyük bir oda almanın gerekliliğini” aşılarsın. RMVB adamdan umudu kesmişsindir. O gider senden habersiz ağzını şapırdatarak mantı yer, sen Tophane’de nargileni höpürdetirsin. Exia kamuflajı açmış, onuncu rüyasını görmektedir zaten.

-ITUOTAKU… -Lockon Stratos
-Hajimaru… -Tieria Erde
-Tomaranai, tomaranai! -Haro

Bitmiş bile…

Şaka maka Kannagi de bitti. Biraz aşağılarda grubun kuruluşunu okudunuz. Ne çabuk geçti zaman ve bu kısacık sürede ne kadar yol kat ettik böyle ya. Cidden şaşırıyorum. “Kelimeler kafiyesiz kalır ya bazen” gibi saçmalık derecesinde duygusal modlara girmeyeceğim ancak “vay be” demekten kendimi bir türlü alamıyorum. Daha dün kısa pantalonumuzla koştururkene şimdi uyuz Megaupload’a kafa tutuyoruz. Niye tuttuğumuzu da bilmiyoruz, artistlikte son nokta! Şu 13 bölümlük macera çok keyifliydi, çok şey öğretti, çok şey kazandırdı herkese. Bu girimin birazcık “kamera arkası” havasında olmasını istiyorum, bu sebeple admin forumumuzdan birkaç fail alıntı yapacağım.

8 Nisan: Kannagi 8. bölüm öncesi Asfalt bunar.
Asfalt: Allaaaah ulan FMA’ydı Gandamu’ydu derken kannagiyi unuttuk bea!(Ben kendim unuttum valla.) Ben bugun çeviriyi bitirmeyi planlıyorum bakalım, encode felan bişeler yaptın mı sen deddo bu arada?

Bu alıntıda bir Gandamu kelimesi geçiyor. Burada itiraf ediyorum. Kannagi’nin 3. bölümünü yaparken sonraki projemizin Gundam 00 olacağı çoktan belliydi. Kamera arkasına devam…

23 Nisan: Hala 8. bölümü yayınlamamışız.
Asfalt: gençler rapid upload olmadı mı hala yaw?
Ceru: eee, kim upload ediodu ki?
Deddo: Sen! Rar yap, rar isminin crc’sini sil
Asfalt: Puhauhauhuahuaaaa
Ceru: ben ha! ben de mi yapacaktım bunu! Ben daha bölümü indirmedim bile…

Yorum yok. Siz yapın benim yerime. :D :D :D
Kamera arkasına devam…

24 Mayıs: TTGL’yi fragman ile birleştirince yaşadığım macera.
Deddo: Muhahahaha, ses encode’u 45 dakika sürüyor! XD XD XD
Deddo: Ühühüh, trailer bittikten sonra ses 5 saniye geç başlıyor, sesi baştan encode edecem.

ses encodeu sorunsuz biter ve video encodeu başlar.

Deddo: 02:22′de başlayan encode’un tahmini bitiş süresi 19:20. Muahhahahaa!

17 Haziran: Gundam için hazırlıklar hızlanırken…
Deddo: Ceru, sana görev veriyorum. Birinci sezonu baştan izlemeye başla. Her bölümde ne kadar typeset gereken tabela, bilgisayar ekranı, televizyon ekranı falan varsa işaretle, dakikalarını kaydet.
Ceru: Günde 24 saat boş vaktim var, neden olmasın

15 Temmuz olduk, adam hala bitirecek. :D :D

Son sürat devam ediyoruz.

14 Nisan: Gundam 1. sezon 1. kapanış karaokesinin zamanlamasından bahsediyoruz.
Ceru:Tmm, o halde. Bu hafta bitiririm.
28 Nisan: “Cerulean Delivers!
Gundam ed 01:

http://www.megaupload.com/?d=xxxxxx

Kontrol edip yorum atın ki, sorun olursa düzelteyim : )
Edit: son satırdan emin değilim…”

O hafta bitiyordu güya. :D :D

8 Haziran: 11. bölüm öncesi.
Deddo: 2-3 saate wr ftp’de olacak. Altyazı çoktan orada.

10 dakika sonra…

Deddo: FUUUUUUUUUUUUUUUUUUCK! encode ettiğim, güzelce hazırladığım wr’yi sildim yanlışlıkla! Sabaha koyarım, hiç uğraşamayacağım bir daha encode etmek ile şimdi!

Mayıs ayının sonlarında durgun bir dönemimiz oldu. Sebebi şu ablaydı:
katawa shoujo
İlgili visual novelı buradan indirebilirsiniz: http://katawa-shoujo.com/download.php

Fansub yapacağına Irc’de geyik çeviren bizlerden bazen epik muhabbetler çıkıyordu.

[00:55] Deddo> geçen gölete gidiyoduk
[00:55] Deddo> bana bi haller geldi
[00:55] Asfalt> nükleer değilmiş gölet :(
[00:55] Cerulean> sizin gölette 2 kafalı balıklar falan varmış :P
[00:55] Deddo> allaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah
[00:55] Deddo> allaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah
[00:55] Deddo> paladium bildiğin
[00:55] Deddo> allaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah
[00:55] =-= Deddo was booted from #ituotaku.admin by Asfalt (alın bunu burdan)

——————

[20:08] Deddo> gundam trailerını koyacam
[20:08] Deddo> ttgl’nin sonuna mı başına mı koyalım
[20:09] Cerulean> başa koyalım dicem ama o zaman filmden daha heyecanlı bişi olur başta
[20:09] Cerulean> o yüzden sona koyalım
[20:10] Deddo> hmm
[20:10] Deddo> ama başta da direk göze batacağı içni büyük etki yaratır gibi geldi
[20:10] Deddo> xD
[20:10] Deddo> napsak ki
[20:10] Deddo> XD
[20:10] Deddo> ama trailer typesettingi rulzdu
[20:10] Deddo> xD
[20:11] Cerulean> hem başa hem sona koyalım Xd
[20:11] Cerulean> double effect
[20:11] Deddo> asuıdhasuıhdsuıdsa
[20:11] Deddo> epik

——————
[01:53] Deddo> berkay’a dedim ya
[01:53] Deddo> sen rmvb olmuşun
[01:53] Deddo> ne kadar cuk oturdu ya
[01:53] Deddo> adam hakatten resmen rmvb
[01:53] Asfalt> puauhauhuhuahdhadsaadad
[01:54] Deddo> şöyle düşün
[01:54] Asfalt> açıkla bana!
[01:54] Deddo> 350mblık animeyi 50 mb sığdırmaya çalışırsın ya
[01:54] Deddo> adamda 3000 yıllık felsefe tarihi 19 yıla sığmış

——————

[00:20] Cerulean> sınavda kulağım arıyo
[00:21] Cerulean> bi baktım sınav kaıdında kan var
[00:21] Asfalt> wat
[00:21] Cerulean> dedim aha fizik= brainfuck

Ne çok şey yaşamışız be. Burada anlatılmayan daha o kadar çok olay var ki… Bazıları hafızalarımızda kalmalı, bazılarıysa yüz yüzeyken anlatılmalı. Aynı kafadan insanlarsanız hiç üşenmeyin, kurun bir fansub grubu. Doğruyu söylemek gerekirse fansub bahane, Ceru şahane.

Edit: ituotaku.com’daki sorundan dolayı linklere şimdilik bu giriye attığım yorumdan ulaşabilirsiniz.

Bluray kandır, candır.

Bluray eziyettir. Kesinlikle encode etmeye üşenmiyorum, sonuçta kalite tavan yapacak ancak şu Türk Telekom’un sağladığı NENE HIZINDA İNTERNET ile raw çekmek ölüm ya. Bluray .iso çekmek istiyorum ama düşünsenize, 3-4 bölüm barındıran her bluray için 25gb dosya çektiğimi. Gundam 00 için 7 tane Bluray var 1 sezonda. Kimin riplediğini bilmediğim rawlara böyle bir sebepten muhtaç olmak adamı çileden çıkarıyor.

Bluray raw çektiğime göre bu gidişle 1080p kaçınılmaz olacak. 1080p’yi ne herkesin monitörü(17″ monitörde 1080p ile 720p farkı anlaşılmaz) ne de işlemcisi kaldırmadığı için galiba 720p de kaçınılmaz. 480p ise… Tarzım(ız) değil. (Artistlik=Üşengeçlik FTW)

İlk üç oyununu çıktığı gün alıp kısacık sürede bitiren ben son oyuna başlamak için aylar bekledim. Prince of Persia’dan bahsediyorum. Sonunda başladım. Çok fazla eleştiri almış oyun ancak masalsı anlatım, ortam ve görsellik beni benden aldı. 4. sefer de yine çok iyi iş çıkarmış yapımcılar. Oynayın, oynatın.

Kız arkadaşım Öss’ye girdi. Şu bekleyiş dönemi çok sancılı, sınava girmememe rağmen aynı stresi hayli hayli yaşadım/yaşıyorum. Bu dönemde aynı duyguları yaşamak zorunda kalacak tüm arkadaşlara sabır diliyorum.

Neydim, ne oldum?

Soul Eater üzerinde çalışmayı durdurmanın üzerine işe ilk başladığım günden bugüne kadar geçen zamanı gözden geçiresim geldi. Aegisub (altyazı programı), monitörümde bana bakıyor, ben içine ilk koyduğum Soul Eater 13. bölüm altyazılarına bakıyordum. Yaklaşık 350 satır alt alta, anlayabildiğim bir dilde bir sürü diyalog bana bakıyordu. 20-30 tanesini çevirdikten sonra, “ne güzelmiş” deyip bütün çeviriyi silerek programı kapatmıştım. O zamanlar HİÇBİR şey bilmiyordum İngilizce dışında. Zaman geçtikçe kendimi daha çok kaptırmış olmalıyım ki, Türk animeci kitlenin yanısıra tüm dünyaya da katkım olsun diye hala üyesi olduğum Rumbel’a girdim. Soul Eater, bana gerekli typesetting bilgisini zamanla öğretmişti. Biraz da şansımın yaver gitmesiyle bu çevrenin en yetenekli ve köklü insanlarıyla tanışma fırsatı elde ettim. İzlediğimiz en eski fansubların arkasındaki kişilere danışabilme şansını buldum. İçine girdikçe merakım daha da çok artıyordu, yapabildiklerimin sayısı yükseliyordu. Okuduğum sayısız makale, forum mesajı, kıyıda köşede kalmış onlarca not, blog yazısı… Hepsi sayesinde gerçekten fansub kelimesinin nelere kadir, esasen olduğundan 100 kat daha eğlenceli ve ne kadar takdire değer bir iş olduğunu anladım. Bir typesettingin (buna Türkçe kelime bulamıyorum, ekran yazısı diyebilirim ancak) ne kadar uç noktalara varacağını, karaokenin aslında bir sanat olduğunu, aynı boyuttaki iki videonun birinin çamur, diğerinin ise elmas gibi olabileceğini, en önemlisi bütün bunları nasıl yapabileceğimi öğrendim. İnsan böylesine güzel şeyler öğrenince uygulamadan edemiyor. Bana bu fırsatı Rumbel yeterince sundu, daha fazlasını istediğim için de ITUOTAKU oluştu belki de. Geriye gönüp baktığımda ne kadar çok şey öğrendiğimi, ne kadar değiştiğimi görmek güzel bir duygu. Para kazanmadığım bu zahmetli işi yapmanın verdiği keyfi anlamak zor olabilir ama birisi o sitedeki duvara “teşekkürler” yazdığı zaman ben nirvanaya ulaşıyorum. Bildiklerim ve hala öğrenmekte olduklarım (öğrenmenin sonu yok) beni kalite manyağı (quality fag) bir insan yaptı, beklentilerim arttı. Beklentilerim herkesin beklentisidir paranayosı da bir karaoke üzerinde 1 ay uğraşabilme sabrını, en iyisi olana kadar defalarca deneyebilme hırsını ve her şeyin sonunda “bunu yaptık gerçekten” tatminliğine erişme şansını verdi bana. Mutluyum!

Üzerinde uğraştığım 6 (oha) karaokeden bir an önce bitirmem gereken (kovalayan yok ama ben bitirmek için sabırsızlanıyorum) üzerinde çalışmaya dönmeden önce şu Kannagi’yi ocağa (pardon encode’a ^^) koyayım.

ITUOTAKU’nun geleceği çok parlak, pek yakında birden fazla BOMBA ile fansub dünyasını sarsmayı planlıyoruz. Ne kadar zaman geçti, hala artistliğimizden ödün vermedik farkında mısınız? İnsan bu kadar kendini beğenmiş olur. :D :D

Çoook işim var çoooook!

Kannagi 5. bölüm ne kadar dopdolu bilemezsiniz. Ekran çevrilmesi ve düzenlenmesi gereken yazılarla dolu, 2 gün oldu, hala bitiremedim üzerinde çalışmayı. Bugün akşama kadar bitirip sonrasında encode’a başlamak istiyorum. Bu sebeple bugün herhangi bir duyuru beklemeyin.

Kannagi çıkar çıkmaz da Soul Eater’ı bitirip sonrasında rahat bir OH! çekmek istiyorum. Karayiplere tatile, Japonya’ya gezmeye de gitmek istiyorum ama her istediğimiz olmuyor biliyorsunuz. :)

Ne bu bahtsızlık ya!

Hakikatten çıldırabilirim son birkaç gündür. Her şey mi ters gider be kardeşim? Böyle yakınınca hayati zorluklarla yüzleştiğimi sanmayın, ama şu son 5 gündür yaptığım işlerde ne kadar zaman kaybedip ne kadar çok terslikle karşılaştığımı bilseniz ağzınız açık kalır.

Her şey geçen hafta Perşembe günü başladı. Söz verdiğim üzere kuzenimin babasının virüslerle oynaşan bilgisayarına format atacaktım. Anlaştığımız saatte evlerine gittim, elimde format sonrası her bilgisayarın dostu harici hard-diskim, windows xp dvd’im, ne olur ne olmaz diye bir de cd halinde windows ve kol saati vardı. Saat ne alaka demeyin, baktıkça sinirlerim bozuldu o saate benim.

Eve vardım, hemen halam bir şeyler ikram etti, oturdum bilgisayarın başına. Öyle bir hale gelmiş ki bilgisayar, bilgisayarıma çift tıklamak için ilk tıklama ardından 5 dakika beklemek gerekiyor, yoksa algılamıyor. Bir şekilde o bilgisayardaki gerekli verileri yedekledim. Büyük bir heyecanla taktığım Windows DVDsi okunmadı! Evet, her şey işte böyle başladı. Cdyi taktım, olmadı. Gittim evdeki bir laptopta denedim oldu. Dedim dvd-rom bozuk, eniştem onayladı, zaten bozukmuş, iş yerinde harici dvd-rom varmış, gerekeceğini düşünmediği için getirmemiş. Bir akşamım böyle ziyan oldu, bir gecelik işlerin başka günlere sarkmasından nefret ederim. Cumartesi gecesi eniştem iş yerindeki cihazı getirince çağırdı beni. Ben de yine ekipmanımla gittim. Dosyalar yedeklendiğine göre tek yapmam gereken güzel bir format, sürücü yükleme ve bilgisayarı teslim etme işlemiydi. O günkü işimle alakasız olsa da bu sırada Soul Eater 20. bölüm çevirisi bitmişti ve ben evde yokken upload olmaya devam etsin diye bilgisayarı açık bırakmıştım. Ben evde yokken sevgili adsl modemimin sapıtacağı tutmuş, net gitmiş. 1. upload berbat oldu. Bu sırada ben kuzenimdeyim. Harici dvd-rom’u inceliyor, “vay be ne güzel cihaz” diyorum. Cihazı bilgisayara taktım. İçine cdyi koydum, her şeyi ayarladım. O da ne? Bilgisayar cihazı görmüyor! Dedim ne virüsler var kim bilir, windows üzerinden başlamak yerine direk cd’den boot etmek için bilgisayarı yeninden başlattım. Tahmin ettiğiniz gibi bilgisayar cihazı görmedi! Yine de sakindim, bilgisayarın belki cd-rom’lara gıcığı vardır diye harici cihazı hemen yanımdaki ödünç aldığım laptopa taktım, gözükmedi! EVET, GÖZÜKMEDİ! Bir yıldır tıkır tıkır çalışan LG+Everest Harici Dvd-rom bir gün önce çalışırken ben kullanacağım sırada bozulmuş! Ve zaten bir günümü boşuna harcamıştım! Kafaya taktığım için format o gün bitecekti. Son çare olarak düşündüğüm harici hard-disk üzerinden boot etme işlemi için önce eniştemin harici harddiskini de yedeklemem gerekti. Bu işlem evdeki tek boş yere sahip yavaş bir bilgisayarda gerçekleşti, yani zaman kaybı. Bu işlem sonunda harddiski tekrar laptopa götürüp içine kur dosyalarını yüklemek üzere Windows cdsini ve harddiski bilgisayara bağladım. Windows kur bilmemneleri yüklenirken fazla ısınan laptop kendini kapattı! İşlem sırasında gerçekleştiği için de boot.ini dosyasını bozmuş. Yani, laptop da bozuldu, sistem kurtarma ile yeni bir boot ini oluşturmalıyım ve hayatımda daha önce hiç başıma gelmemiş bir problem olan boot.ini sorunu beni soğuk soğuk terletiyor! Format için geldik, bir bilgisayar ve bir harici sürücü bozduk. Umarım başıma bir şey gelmez. Geceyi laptopu düzelterek kapadıktan sonra bir günümü daha boşa harcamış oldum. Eve geldiğimde bozulduğunu farkettiğim upload işlemini tekrar başlattım. Bilin bakalım ne oldu! Ben uyurken elektrikler gitmiş! Yine işlem iptal. Kalktım, uyanınca tekrar başlattım. Evden çıktım. Eve geldiğimde mavi ekran! Tekrar açtım, tekrar başlattım. İşlem 5 saat kadar sürebiliyor. İlk part yüklendi, ikinci part sırasında mavi ekran! Akşam oldu, başlamayı bile beceremediğim format için kuzenime gittikten sonra geceyi sah sağlim (!) atlatıp eve geldim. Yatmadan tekrar açtım uploadu ve gecenin bir yarısı linkleri siteye koymayı başardım. Yatmadan Kannagi’nin mkv encode’unu başlattım. Kalktığımda farkettim ki ayarlarım bozulmuş. 196mb’lık Kannagi boşu boşuna olmuş 320 mb. Hadiiii, bir daha encode. İkinci encode’u açıp evden çıktıktan sonra dönüşümde kapıda beni karşılayan annem: “Öğlen ikide elektrikler gitti yavrum, bilgisayarın açıktı, inşallah bir şey olmamıştır.”. Hiçbir şey olmadı. Sadece birazdan intahar edeceğim. 3. encode’u başlatıp biraz oyalandım. Saati geldiğinde encode kontrol etmek için odama geldiğim de tahmin ettiğiniz gibi encode’un başarısız olduğunu gösteren bir ekranla karşılaştım! NİYE?! Codeclerim kırılmış, nasıl olduğunu anlayamadığım bu işlemden bir güncelleme ile kurtulduktan sonra an itibariyle 4. encode denememi başlatmış bulunuyorum. Buna da bir şey olursa her halde kendimi teknolojiden soyutlayıp çoban falan olacağım, ya da belki tarla işçisi olurum. Perşembe gününden bugüne yaptığım işlerde kaybettiğim zaman, çaba ve terin haddi hesabı yok. Umarım bu şanssızlık dolu günler yakında son bulur. Bu iğrenç günler boyunca tek güzel şey bir bölüm anime (To Aru Majutsu No Index) izlemek oldu. Animenin ana karakterinin de benim kadar şanssız olmasını konu alan bir seri izlemiş olmam da ayrı bir ironidir tabii ki.

Let’s do some fansub!

Sadece 6 gün sürdü. Geçen hafta aniden Kıvanç’a (asfalt) attığım, anlık bir mesaj 6 günde şu hale dönüşür mü? Dönüşüyormuş. Hiçbir şey planlı değildi. Hiç ama hiç konuşmamıştık. Sonunda boş günüm oluşmuş, Soul Eater çeviririm bahanesiyle Aegisub açtığımda aklıma geldi Kannagi. Tamamen acabayla, %90 da zaten olmayacak fikriyle attığım mesaj ertesi gün bizi #ituotaku kanalında topladı. Bırakın ismi, daha grubun oluşacağı belli değildi. Kanalın isminin sebebi hepimiz İTÜ’de olması ve sadece #itü yazmak istemememdi. Onlara bir sürpriz yapmak için de kanalı Rizon’a kayıt ettirtip başlık düzenledim. Maksat geyikti. Değilmiş meğer. 3. günün sonunda hazırlıklar tamamlanmış, işe koyulmuştuk. Yarın akşam o ilk acaba’nın birinci haftası olacak ve logomuzdan sitemize, ilk bölümümüzden geleceğe dair planlara kadar her şeyimiz hazır. İşte bu yüzden de sloganımız astistiz biz oldu. Ne dediysek “abi yaparız, n’olcak” şeklinde sonuçlanıp gerçekten gerçekleştiği için afedersiniz ama götümüz kalktı. Kannagi’nin de zaten nasıl kabul edildiğini bilmiyoruz. “It’s a Sony mi abi? -Sony! -Tamam o zaman!” şeklinde seçildi anime. Ve sonsuza kadar var olmaya devam edecek ITUOTAKU Fansub kurulmuş oldu. Hep repliğimiz “Aşmışız biz, rulz’uz” oldu, hiçbir şeyi eksiksiz yapmayacağımıza dair söz verdik birbirimize bu sebepten. Bunun anlamı, bölümlerimiz HD çünkü piyasadaki en kaliteli çözünürlük ve format bu (1080p raw bulsak, onu yapardık). SD yayınlamıyoruz çünkü artistiz. (yalan, encode üşengeçliği) Karaokeleri, siteyi, logoyu, hiçbir typesetting gerektiren sahneyi, çeviri notlarını asla eksik etmeyeceğiz. Nagi~sama kızar yoksa!

Ah Sunrise Ah!

gundam00

Code Geass’ta da yapmıştın bunu Sunrise. İlla ki sezon finaline doğru bir plot twist yapmak, hepimizin içini burkmak, tabiri caizse “has***ir” moduna sokmak zorundasın değil mi? Gundam 00′nun 18. bölümünden bahsediyorum. Spoiler vermeyeceğim ama bunu birileriyle paylaşmak zorundayım. FMA şokundan sonra böyle olaylara alışacağımı düşünmüştüm ama durum geçiciymiş. İnsan yine de bir fena oluyor. Serilerinin kalitesi daha ilk bölümden belli olsa da böylesine değişebileceği hiç beklenmiyor bu serilerin. İzlemeden önce kendinizi hazırlayın bence.

Mirror’s Edge

mirror's edge

Allahım, bu nasıl bir oyundur böyle. Günlük hayatımı allak bullak etti. Bendeniz ÖSS’ye kadar her gün günda 6-7 saat sadece Cod4 oynayıp yatarken ÖSS bitiminde oyun oynamayı komple bırakmıştım. Şubat gelmiş, onca ay geçmiş, hiçbir şey oynamamıştım ama şu Mirror’s Edge denen hede videolarıyla bile yeterince etkilemişti beni. Aşırı sevdiğim serilerin (mesela Prince of Persia) bile oyunlarını hala yüklemememe rağmen şu oyunu yükledim ve evet, sonucu söylüyorum: Başından kalkamıyorum. Bu nasıl bir şey, yönettiğim karakterin gerçekten ben olduğunu hissettiren başka bir oyun yoktur her halde. Zaten dramatik, özgürlükçü güzel konusu, çizgiromansı anlatımı ve sıradışı oynanışı ile bu kadar orjinal bir oyunu görmeyeli uzun zaman olmuştu. Hele o şehrin sterilize havası yok mu, çatılarda koştururken peşimden kovalayan yoksa etrafa bakmak oyun süremin yarısını alıyor diyebilirim. Ayrıca şunu söylemek istiyorum, bu oyunda takılınca yapmanız gereken şey ince düşünmek değil, doğaçlama yapmak. Her zaman işe yarıyor, korkunç da keyif veriyor. Bu kadar çok hareket ve tepkiyi de kontrollere çok güzel yedirmişler. Önünde eğilip, kısayola çift tıklıyorum ben. Daha bitirmedim ama inşallah hikaye güzel bitiyor, bunun yanında yeni bir oyun için ucunu azıcık açık bırakıyordur. Oynamak için sabırsızlanıyorum.

Güzel oldu bu efekt!

Bu gecelik dükkanı kapayayım artık. Güzel bir geceydi, Soul Eater bekleyicileri sevinsinler, bölümün yarısından fazlası bitti. Zamanımı alan ufak bir efekt vardı. Hem ne şekilde yapacağıma karar vermem, hem de mükemmelleştirmem gerekiyordu bu efekti. Bitti, güzel de oldu bence. Merak edenler için ufak bir screenshot:

hebelek

Bu tam bitmiş hali olmasa da bittikten sonra kusursuz olacağının garantisini veriyorum.

Bunun dışında bölümü izledikçe canım Soul Eater çekti resmen. Serinin şimdiye kadarki en iyi arcı bu olsa gerek. Her halde bundan iyisi seri finalinde olur.

Şaka maka 19. bölümümü yapıyorum. Bu işe ilk başladığımda 13. bölümden başlamıştım (niyeyse artık). İlk 100 satırı çevirip silmiştim. Sonra işin keyfinin farkına varınca direk çevirmeye başladım. Bir çok insanın yaşadığı o ne çevirsem olayını yaşayamadım. O soruyu kendime sorduğumda 15 bölüm çoktan çevrilmişti bile. Nasıl bağlandıysam artık. :) Daha önceleri Ocak sonu gibi yeni seriye başlarım diye düşünüp orada burada söylüyordum ama şu aralar bu zor gözüküyor. Soul Eater sona ermeden her halde yeni seriye başlayamayacağım. En azından tek başıma olmaz. Belki başka bir arkadaşıma sadece belli kısımlarda yardım ederim ama ciddi olmadığım sürece sizin o arkadaşın bölümlerini izlerken bundan haberiniz olmaz her halde. Bakalım, kısmet bu işler.

Yatayım artık ben, herkese iyi geceler. :)

Eski Gönderiler »